Bir Antika Hikâyesi: Vazodan Tabloya Uzanan Serüven (2. Bölüm)
Bir sonraki gidişimde, vazoya ve başka parçalara yeniden bakmak için depoya uğradım. Sohbet sırasında depodan, antika için kurduğum Facebook sayfamda canlı yayın yaptım. Yayın sırasında şakayla karışık, “Depoyu komple satalım,” dedim. İstanbul’da depoyu toplu halde satın alabilecek bir çevrem vardı. Nitekim yayından sadece bir gün sonra bir alıcıyla anlaşarak depoyu sattım.
Depo sahibi bu süreçte bana jest yapmak istedi ve Çin vazosunu hediye edeceğini söyledi. Karşılıksız ve sadece destek amaçlı yaptığım bu işin bana en büyük getirisi, aklımda kalan o eşsiz vazo olmuştu. Bu durum beni gerçekten çok mutlu etmişti. (Aslında yayından önce kendisinden birkaç tablo ve obje de satın almıştım.)

Fakat işler beklediğim gibi gitmedi. Nakliyeyi yapacak kişiler son derece yüksek fiyatlar talep etmeye başladılar ve söyledikleri birbirini tutmuyordu. Hem alanın hem satanın moralini bozacak bir ortam oluştu. Sorunu çözebilmek için İstanbul’a döndüm ama ne yazık ki mesele çözülemedi. Böylece vazo Viyana’da kaldı.
Hikâye tam da bu noktada ilginç bir hâl aldı.
Bir süre sonra antika meraklısı bir Çinli depoya uğruyor ve vazoyu görüp ilgileniyor. Fotoğraflarını çekiyor ve ardından vazoyu daha yakından incelemek için elini içine sokuyor. Benim hiç aklıma gelmeyen bir şeyi yapıyor ve vazonun iç çeperine naylon poşetle yapıştırılmış bazı belgeler buluyor.
Birkaç gün sonra, yanında resmî kişilerle birlikte tekrar depoya geliyor ve vazoyu incelemek için almak istediklerini söylüyorlar.
Bir hafta sonra depo sahibini arayıp vazoyu satın almak için davet ediyorlar. Buluşma sırasında kendisine ne istediği soruluyor. Depo sahibi biraz da çekinerek şöyle diyor:
“Bu vazoyu satın aldığım evde buldum. Evi 4000 Euro’ya almıştım ama sattığım birçok üründen zaten paramı fazlasıyla çıkardım.”
Görüşmenin sonunda depo sahibi elinde 4.000 Euro’luk bir çekle oradan ayrılıyor.
Anlatılanlara göre vazo, Çin’de görev yapmış Avusturyalı bir diplomata, Çin’in önemli bir yöneticisi tarafından hediye edilmiş. Bugün vazonun nerede olduğu ya da hikâyenin ne kadarının doğru olduğu bilinmiyor. Bildiğim tek şey şu: Eğer vazoyu alabilseydim Türkiye’de rahatlıkla 1500–2000 Euro arasında satabilirdim. Hele o belgeleri de bulabilmiş olsaydım, Türkiye’de 4000 Euro’dan daha fazlasına alıcı bulacağı da kesin.
100 TL’lik Resim Nasıl 20.000 TL Oldu?
Ben sadece antikacıları ve bitpazarlarını değil, aynı zamanda canlı mezatları da yakından takip ederim. Şimdi anlatacağım resim hikâyesi de böyle bir mezatta başladı.
Canlı mezatta ressam HGW Schmidt’e ait, kâğıt üzerine guaj teknikli bir eser satışa çıkarılmıştı. Mezadı sunan kişi sanatçının adını söylediğinde herkes doğal olarak internetten araştırma yapmaya başladı.
Satışa sunulan resmin birebir aynısı sanatçının internet sitesinde de satıştaydı ve fiyat etiketi 1100 dolardı.
Sanırım internete bakmayan tek kişi bendim. Mezadın açılışını 100 TL ile yaptım. Normal şartlarda böyle bir resim 100 TL’den başlayıp tekliflerle birkaç bin liraya kadar çıkmalıydı. Fakat kimse teklif vermedi ve resim bana kaldı.
Mezadı sunan kişi, bu sanatçının eserlerini bir koleksiyonerden aldığını ve elinde yaklaşık 50 kadar eser bulunduğunu söyledi. Ancak eserler ilgi görmeyince diğerlerini satışa koymamıştı.

Açıkçası ben de ilk başta bunun bir baskı olabileceğini düşündüm. Fakat resim elime geçtiğinde yaptığım bazı testlerle orijinal olduğunu anladım.
Araştırma yaparken internette aynı resmi görünce gerçekten şaşırdım. Sanatçıya birkaç kez mail attım fakat kendisine ulaşamadım. Resmi aldığım antikacı elindeki diğerlerini de bana çok uygun fiyata vermek istedi ama o an satın almadım.
Bu arada aynı sanatçıya ait birkaç eser daha bende bulunuyordu.
İlginç olan şu ki yaklaşık elli kadar resim benim elimde 10–15 gün kadar kaldı ve dikkatimi çeken şey, bu resimlerin tamamının sanatçının internet sitesinde yer almasıydı. Kime danıştıysam bu işte bir tuhaflık olduğunu söyledi.
Aradan birkaç ay geçti. Aynı resimler, yine aynı antikacının mezadında lot halinde yani toplu olarak satışa çıktı.
İsviçre’de yaşayan ve benim de tanıdığım bir koleksiyoner, tüm lotu 4500 TL’ye satın aldı. Böylece resimler İsviçre’ye gitti. (Bu arada ressam Alman kökenli olsa da İsviçre’de yaşıyordu.)
Bir ay sonra beklenmedik bir gelişme oldu. Ressamın kızı, bu eserlerin tamamını 35.000 dolar karşılığında satın aldı.
Benim elimde de aynı sanatçıya ait bir resim olduğu duyulunca benimle iletişime geçtiler. Bana o dönemin parasıyla 15.000 TL teklif ettiler.
Satmak istemediğimi söylediğimde tekliflerini 20.000 TL’ye kadar çıkardılar.
Ancak benim için mesele para değildi. Babalarının bir eserinin koleksiyonumda yer almasını istediğimi söyleyince ısrar etmediler.
Bugün o resim hâlâ evimin duvarını süslüyor.
Anlattığım vazo hikâyesinin ne kadarının doğru olduğunu kesin olarak bilemem. Fakat resim hikâyesi bizzat yaşadığım için yüzde yüz gerçektir.